MENÜ
12° Parçalı bulutlu

OHAL’in Medyasına da, savaşın medyasına da, satışın medyasına da, HAYIR!

Çağdaş Gazeteciler Derneği Ankara Şubesi’nin, her üç ayda bir hazırladığı ‘Medya Raporu’nun 2018 yılının Ocak-Şubat-Mart aylarına ilişkin olanını açıkladı. Açıklanan rapora dair Çağdaş Gazeteciler Derneği basın açıklaması yayımladı. Yayımlanan açıklamada, şu ifadelere yer verdi: Ülkemizde medya, gazetecilik mesleğinin ilkeleri ile toplumsal sorumluluk açısından yapısal birçok sorun içermektedir. Tarafsız, bağımsız, halk adına kamu otoritesini gözetleme ilke […]
GÜNDEM - 8 Mayıs 2018 14:50 A A

Çağdaş Gazeteciler Derneği Ankara Şubesi’nin, her üç ayda bir hazırladığı ‘Medya Raporu’nun 2018 yılının Ocak-Şubat-Mart aylarına ilişkin olanını açıkladı. Açıklanan rapora dair Çağdaş Gazeteciler Derneği basın açıklaması yayımladı.

Yayımlanan açıklamada, şu ifadelere yer verdi:

Ülkemizde medya, gazetecilik mesleğinin ilkeleri ile toplumsal sorumluluk açısından yapısal birçok sorun içermektedir. Tarafsız, bağımsız, halk adına kamu otoritesini gözetleme ilke ve sorumluluğunu bir kenara bırakmış olan bugünün Türkiye’sindeki hâkim medya yapılanması, güç odaklarının kontrolünde adeta halkın doğruları öğrenmesinin önüne geçme işlevi üstlenmiştir. Bunun temel nedeni, medyanın, sermaye örgütlenmesinin aracı haline dönüştürülerek, belli grupların tekeline bırakılmasıdır. Medyadaki sermaye örgütlenmesi ile beraberindeki tekelleşmeyi, iktidarları için halkı manipüle etmede vazgeçilmez bir araç gören siyasi güç odakları, bu yolda gerekli yasal düzenleme ve satışlarla basın özgürlüğünü dört duvar arasına hapsetmeyi hedeflemiş, büyük oranda da başarmıştır. Bu anlamıyla medyadaki tekelleşme, halka karşı kirli çıkar ortaklığından başka bir şey değildir.

 

Çağdaş Gazeteciler Derneği olarak 2015 yılının başından itibaren üçer aylık periyotlarda, halka karşı işlenen bu suçu deşifre ettiğimiz Medya Raporlarının bu yılın ilk üç aylık (Ocak, Şubat, Mart) dönemini kapsayan sonuncusunda da, kirli çıkar ortaklığının birçok detayını göreceksiniz. Zamanı geldiğinde askeri darbelerin yarattığı tahribatta, zamanı geldiğinde belli siyasi görüşlerin ‘düşman-terörist’ ilan edilmesinde, zamanı geldiğinde emekçi sömürüsünün gizlenmesinde öncelikli görev üstlenen medya, 16 yıldır iktidarda bulunun AKP döneminde, tam anlamıyla iktidarın sözcülüğünü yapmaktadır. Türkiye’deki hâkim medya yapısı, AKP iktidarının kritik siyasi kararlarının hiçbirini sorgulamazken, kararlar sonrası ortaya çıkan sorunları gizlemek üzere algı oluşturma faaliyetine girişmiştir. Geçmiş yıllarda Türkiye’nin toplumsal ve siyasal hayatına ciddi etkileri olan Ergenekon ve Balyoz operasyonları ile yargılamaları; Kürt açılımı bağlamındaki ‘Çözüm Süreci’; FETÖ ile sözde mücadele kapsamında uygulamaya konulan antidemokratik olağanüstü uygulamalarda Türkiye medyası adeta Resmi Gazete gibi iktidarın gözünden olayları yansıtmıştır. İktidarın hedefinde olanların hızla düşmanlaştırıldığı, mazlum gösterdiklerinin aynı hızla aklandığı sayfalar, ekranlar haline gelinmiştir.

 

Siyasi güç odakları ile basın arasında çatışmalı, sorunlu bir ilişki olması, özellikle basın açısından varlık nedeni sayılmalıdır. Aksi basın için halka karşı sorumluluğunu yitirmek, siyasi güç odaklarının penceresinden faaliyet yürütmektir. Türkiye’de son 4 yıldır bu ilişki keskin bir şekilde ‘iktidarın kontrolündeki medya’ya evrilirken, bu yılının ilk aylarından itibaren ‘iktidarın yönetiminde medya’ya dönüşmüştür. 2018 yılının Ocak ayında Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından Suriye’nin kuzeyindeki Afrin şehrine düzenlenen askeri operasyon boyunca Türkiye’deki medya kuruluşlarının birkaçı dışında neredeyse tamamının yayıncılığı, bu dönüşüme yeterli örneği oluşturmuştur. Operasyonla birlikte ‘Savaş Medyası’ pozisyonuna geçilerek, ‘Şimdi zafer zamanı’, ‘İnlerinde vurduk’, ‘Gazamız mübarek olsun’, ‘Haydi ya Allah’, ‘Vurduk’, ’Türkiye tek yürek’, ‘Türk milleti arkanızda’ manşetleriyle savaş borazanlığı yapmaktan geri kalınmamıştır. Yaşananların olabildiğince yansız aktarılması tartışmasız önemdeyken, haberlerde kullanılan dille adeta çatışma ve savaş körüklenmiştir. Bu süreçte bizzat Başbakan Binali Yıldırım tarafından basın kuruluşlarına ‘nasıl habercilik yapacakları’na ilişkin talimatlar verilmiştir. Yayınlanan talimatnamede, Afrin operasyonu ile ilgili eleştirel yayınlar yapılamayacağına da yer verilmiştir. Türkiye medyasının, gazetecilik sorumluluğu ve ilkelerini ihlal etme kapasitesini göstermesi açısından Afrin operasyon süresince yapılan haberciliğe raporumuzda genişçe yer verdik.

 

AKP iktidarının basını her açıdan kontrol ve yönlendirme amacı taşıdığı, sadece bu konuyla ilgili gizli bir ajandası olduğu, internete yönelik yasalaştırdığı son düzenlemeyle bir kez daha tespit edildi. İnternet üzerinden televizyon ve radyo yayını yapılması, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ile Emniyet Genel Müdürlüğü’nün ardından Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) da iznine tabi hale getirildi. Yazılı ve görsel medyaya göre, düşünce ve ifade özgürlüğü açısından daha serbest bir alan olan internet medyası da böylelikle sınırlandırılarak, basına bir kez daha tek tip kıyafet giydirildi.

 

AKP iktidarında ‘basın kuruluşu mezarlığı’ ve ‘gazeteci hapishanesi’ne dönüştürülen Türkiye’de, geçen aylarda bir gazete daha aynı kaderi yaşadı. Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin Beyoğlu’ndaki binası ile basımının yapıldığı Gün Matbaacılık gece saat 03.00 sıralarında polis tarafından basıldı. Gazetenin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilerek kayyum atandığı bildirildi. Matbaaya el konulması Türkiye’de Kürtçe yayımlanan tek gazete olan Rojnameya Welat gazetesinin basılamamasına da yol açtı. Gazete yönetimi başka matbaalara başvurdu ancak hiçbir yer gazeteyi basmadı. Bunun üzerine gazete fotokopiyle çoğaltılarak dağıtıldı. Welat gazetesi İmtiyaz Sahibi Zeynel Bulut, tepki olarak basılı yayına son vererek, dijitalde yayına devam edeceklerini açıkladı.

 

Geçen ayların, büyük olasılıkla da gelecek ayların en belirleyici gelişmesi ise Doğan Medya Grubu’nun el değiştirmesiydi. Aralarında Türkiye’nin en çok satan gazeteleri ile en çok izlenen televizyonlarını bulunduran Doğan Medya Grubu bünyesindeki basın kuruluşlarının neredeyse tamamını satıldı. Alıcı, Türkiye kamuoyunun hem basından hem de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a yakınlığıyla bildiği Erdoğan Demirören’in, çocuklarıyla birlikte yönelttiği Demirören Grubu’ydu. Basına Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın isteğiyle girdiği bilinen Demirören Grubu, bu satışla birlikte Türkiye’nin en büyük medya kuruluşu haline geldi. Satış süreci her anlamıyla soru işaretleri ve tartışmaları beraberinde getirdi. Aydın Doğan’ın, iktidardan gelen baskılara, özellikle de 28 Şubat Davası kapsamındaki yargılama üzerinden tehdit edildiği gündemden düşmezken, satış rakamının düşüklüğü kuşkuların artmasına sebep oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi kaderini belirleyecek tarihi önemdeki seçimlere gidilirken gerçekleşen bu satışla, Doğan Grubu bünyesindeki basın kuruluşlarının var olandan daha fazla kontrole alınması ve olası eleştirel yayınların önüne geçilmesinin amaçlandığı da ifade edildi. Bu tür satışlarda her zamanki gibi şeffaflık söz konusu değildi. Halka doğruları aktarma misyonuyla var olan basın kuruluşlarının satışı, tam anlamıyla ticari bir alışveriş gerçekleşti ve ne süreçte ortaya atılan siyasi baskı iddialarına ne de burada mesleklerini yapan gazeteci meslektaşlarımıza hakları konusunda bir açıklama yapıldı. Türkiye basın ve siyasi tarihi açısından önemli dönüm noktalarından birini oluşturacağı kesin bu satışı, raporumuza ayrı bir bölüm olarak olabildiğince tüm detaylarıyla almaya çalıştık.

 

Bu yılın ilk üç ayı, gazetecilere ve basın kuruluşlarına yönelik birçok davada kararın çıktığı aylardı. Anayasa Mahkemesi’nin iki gazetecinin tutukluluğunda ‘hak ihlali’ tespit etmesine karşın yerel mahkemenin tahliye kararı almamasıyla hukuk krizine dönüşen gelişmelere de şahitlik ettiğimiz geçen aylarda en dikkat çekici olayların başında, Türkiye’de bir yılı aşkın süredir tutuklu bulunan Alman Die Welt muhabiri Deniz Yücel’in serbest bırakılma şekli geldi. Deniz Yücel’in serbest bırakılma şekli, Türkiye’deki siyasi iktidarın, gazetecileri, siyasi pazarlıklar için tutukladığının en açık örneğini oluşturdu. Bir yıl boyunca iddianamesi bile hazırlanmadan cezaevinde tutuklu bulunan Deniz Yücel’in tahliye kararının, Başbakan Binali Yıldırım ile Almanya Başbakan Angela Merkel’in Berlin’nde yaptığı görüşmenin hemen sonrasında gelmesi kimsenin dikkatinden kaçmadı.

 

Tarafsızlığın, şeffaflığın ve bağımsızlığın şart olduğu gazetecilikte bugün tam bir çürüme yaşadığımızı söylemek zorundayız. Başta sermaye örgütlenmesinin, sonra siyasi iktidarın propaganda aracı olarak konumlandırılan basın kuruluşları, her gün yeni bir gerçeği sayfalarında katletmeyi görev edinmiş durumda. Düşünce ve ifade özgürlüğü ile basın ve yayın özgürlüğü düşmanlarına karşı OHAL’in Medyasına da, Savaşın Medyasına da, Satışın Medyasına da yüksek sesle HAYIR diyoruz.

ÇGD’nin 2018 yılının ilk üç ayına ilişkin hazırladığı medya raporunda öne çıkan başlıklar şöyle: 

4 internet haber sitesine erişim engeli

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), Mezopotamya Ajansı (MA), 1HaberVar, Demokrat Haber ve Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin internet sitelerini, Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliği’nin kararını gerekçe göstererek engelledi. (3 Ocak 2018)

-‘Afrin Operasyonu’ sonrası basına yönelik baskılar

Başbakan Yıldırım’dan basına, ‘Zeytin Dalı Harekâtı’ talimatları!

Başbakan Binali Yıldırım, Suriye’nin kuzeyindeki Afrin şehrine yönelik Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, ‘Zeytin Dalı’ ismiyle başlattığı harekata ilişkin medya temsilcileriyle biraraya gelerek, basına talimatlar verdi. Harekatla ilgili yapılacak haberlerin, ‘nasıl yapılacağı’nın çerçevesi çizilen talimatnamede şunlar yer aldı:

* Haber ve yorumlarda bu harekatın tamamen terör örgütlerine yönelik olduğu ve terör örgütlerini etkisiz hale getirmeyi amaçlayıp sivil halkı koruduğunun ön plana çıkarılması

* Yabancı haber kaynaklarının özellikle PKK, PYD, YPG, DEAŞ kaynakları üzerinden Türkiye aleyhine yapacağı haberler konusunda dikkatli olunması

* Uluslararası haber kaynaklarının Türkiye aleyhine yapacağı haberleri yansıtırken Türkiye’nin milli menfaatlerinin gözetilmesi

* Sivillere yönelik saldırı konusunda silahlı kuvvetlerin gösterdiği hassasiyetin hatırlatılması

* TSK’nın Afrin’de yaptığı operasyon sadece PKK/PYD’ye yönelik değil DEAŞ’a yönelik olduğunun da ön plana çıkarılması

* Özellikle görsel medyada sıcak çatışma bölgesine girerek askerlerin can güvenliğinin ateşe atılmaması

* Operasyonun Türkiye’nin yerli ve milli silah üretimi ve kabiliyetiyle olduğunun hatırlatılması

* Mehmetçiğin can güvenliğini tehlikeye sokacak görsellere yer verilmemesi, TSK’nın taktik bilgilerinin paylaşılmaması

* Karşı taraf adına istihbari bilgi içeren detaylara girilmemesi

* Yurt içinde PKK ve uzantılı siyasi oluşumların Afrin operasyonuna karşı düzenleyeceği eylemler ve açıklamaların ön plana çıkarılmaması

* Olası şehit haberleri verilirken titiz davranılması

* Yabancı basında yapılan operasyon haberlerinin ulusal basına aynen taşınmaması

* Bu operasyona karşı PKK ve PYD’nin TSK’yı ‘işgalci’ gösterme gayreti olduğunu ifade eden Yıldırım, ‘Bilgisi ve tecrübesi olan insanlardan görüş alınabilir’ dedi. Türkiye’ye karşı olumsuz algı yaratacak kişilerden görüş alınmamasını önerdi.

* PKK/PYD’nin moralini yükseltecek haberler yapılmaması

* Operasyon süresince kamuoyunu bilgilendirmek için hem hükümetin hem AKP’nin görevlendirmiş olduğu Bekir Bozdağ ve Mahir Ünal’la her türlü kanaldan temas kurularak basının doğru bilgiye ulaşması gerektiğini vurguladı.” (21 Ocak 2018)

-KKTC’de yayın yapan Afrika gazetesine baskın

KKTC’nin muhalif gazetelerinden Afrika gazetesi, ‘Afrin Operasyonu’nu, “Türkiye’den bir işgal harekâtı daha” başlığıyla manşetine taşıdı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, gazeteye yönelik “KKTC’de bir pespaye gazete, ahlaksızca bugün bir başlık atmış. KKTC’li kardeşlerimin özellikle böyle bir duruşu sergilemek suretiyle KKTC’de gereken cevabı onlara vermeleri lazım” dedi. Bunun üzerine gazete binasının önünde toplanan bir grup, yanlarında getirdikleri Afrika gazetesini yaktı, binaya taş attı. (22 Ocak 2018)

-Menemen Cezaevi’nde Cumhuriyet, Birgün, Evrensel, Özgürlükçü Demokrasi yasak

Menemen Cezaevi’nde tutuklulara Cumhuriyet, Birgün, Evrensel ve Özgürlükçü Demokrasi gazetelerinin verilmediği ortaya çıktı. (25 Ocak 2018)

-Kral FM’de Afrikalı Ali’nin programı yayından kaldırıldı

“Afrin operasyonuna itiraz eden ister gazeteci, ister milletvekili olsun hemen vurun” diyen müzik radyosu Kral FM’de program yapan Afrikalı Ali lakaplı Ali Şentürk’in programı yayından kaldırıldı. (26 Ocak 2018)

-RTÜK’ten fetva gibi ceza

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), ‘Yetenek Sizsiniz’ programında söylenen “7 Kocalı Hürmüz” şarkısında geçen “Allah Baba” ifadesiyle ilgili olarak Diyanet fetvasını andıran bir rapor yazdı. Raporda “Kuranı Kerim’de, Allah’ın cinsiyet, doğurma ve doğurulma gibi insana atfedilen özelliklerden münezzeh olduğu açıkça belirtilmektedir” denildi. TV 8’e 1 milyon TL’nin üzerinde ceza kesilmesi gündemde. (31 Ocak 2018)

-Gazeteci Emeç’in İsviçre’ye girişine izin verildi

Yaptığı haberler nedeniyle 7 yıl 6 ay hapis cezası almasının ardından Brezilya’ya giden, kanun hükmünde kararname (KHK) ile kapatılan Van TV’den gazeteci Hülya Emeç, Brezilya’dan İsviçre’ye gitmek için bindiği uçağın Zürih’e inmesinin ardından havaalanında alıkonuldu. Zürih Havaalanı’nda 26 gün gözaltında tutulan Emeç’in, İsviçre’ye girişine izin verildi. (10 Şubat 2018)

-HDP kongresinde gazetecilere engelleme

HDP kongresini izlemek üzere Arena Spor Salonu’na gelen gazetecilerin salona girişte dizüstü bilgisayar, kalem, not defteri gibi ekipmanlarla girmesine izin verilmedi. Yapılan görüşmelerin ardından yalnızca sarı basın kartı sahibi olan ve bunu kimlik kartıyla birlikte beyan edebilen gazetecilerin kongre başladıktan sonra salona bilgisayarla girmesine izin verildi. (12 Şubat 2018)

-RTÜK’ten ‘Çukur’ dizisine ceza

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), TV dizisi ‘Çukur’daki ‘bip’lenen küfürlerin, ‘bip’siz internet versiyonuyla karşılaştırıldığında ağız hareketlerinden anlaşıldığı gerekçesiyle kanala yaklaşık 1 milyon lira ceza kesti. (15 Şubat 2018)

-Gazeteci Saymaz’ın kitapları cezaevine alınmadı

Gazeteci İsmail Saymaz’ın, talep üzerine Bolu Cezaevi’nde tutuklu bulunan avukat Barkın Timtik’e gönderdiği kitapları cezaevi yönetimi tarafından engellendi.

(17 Şubat 2018)

-‘Niye Cumhuriyet gazetesi dayanışmasına katıldın’ sorusu

Gözaltına alınan 78’liler Girişimi Türkiye Sözcüsü Celalettin Can’a, Emniyet sorgusunda, Cumhuriyet gazetesinin Şişli’deki binası önünde gerçekleşen dayanışma eylemine neden katıldığının da sorulduğu kaydedildi. (19 Şubat 2018)

-Cumhuriyet’in ‘İhale Partisi’ haberine ‘yayın yasağı’

Cumhuriyet gazetesinde 10 Nisan 2017 tarihinde yayınlanan ve AKP’li yönetici ve aile şirketlerinin kamu kurumlarından aldıkları ihaleleri konu edinen habere, AKP’lilerin başvurusu üzerine ‘yayın yasağı’ getirildi. (22 Şubat 2018)

-TRT’de, Türkçe ve Kürtçe 208 şarkı yasaklı

CHP İzmir Milletvekili Atila Sertel’in soru önergesine verilen yanıt, TRT’de ‘yasaklı şarkılar’ uygulamasına devam edildiğini ortaya çıkardı. Buna göre, 142’si Türkçe ve 66’sı Kürtçe toplam 208 müzik parçası TRT’de yasaklı durumda. (28 Şubat 2018)

-İhsan Eliaçak’a yasak, boykot başlattı

Yazar İhsan Eliaçık’ın Isparta Kitap Fuarı’na katılmasının MHP lideri Devlet Bahçeli tarafından engellendiğini söylenmesinin ardından aralarında Ataol Behramoğlu, Hanefi Avcı, Enver Aysever ve İbrahim Kaboğlu’nun bulunduğu isimler fuarı boykot kararı aldı.

(28 Şubat 2018)

-TBMM’de www.haberayildiz.com haber sitesine engel

TBMM içinde genelde AKP iktidarını eleştiren ve hükümete karşı muhalif yayınlar yapan internet sitelerine getirilen erişim engeli, artık MHP’nin mevcut yönetimine muhalif olan bazı milliyetçi çizgideki internet sitelerini de kapsamaya başladı. İYİ Parti Kurucular Kurulu Üyesi Vedat Yenerer’in sahibi olduğu www.haberayyildiz.com internet sitesine TBMM içinde erişim engeli getirildi. (3 Mart 2018)

-Yerel basına ağır maddi darbe

Yürürlüğe giren yasal düzenlemeyle icra iflas ve konkordato ilanları artık Basın İlan Kurumu’nun kurduğu Resmi İlan Portalı sitesinde yayınlanacak. Bu durum, söz konusu ilanlarla ayakta duran yerel basın için adeta darbe niteliği taşıdı. (3 Mart 2018)

-“Başbakan Yıldırım’a imar kıyağı” haberine erişim engeli

CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş’ın, Başbakan Binali Yıldırım’ın arsası için özel sözleşmeyle avantaj sağlandığı yönündeki açıklamalarına haberleştiren 22 internet sitelerindeki söz konusu habere erişim engellendi. (11 Mart 2018)

-Ordu’da yayın yapan 52 TV’nin yayınları kesildi

Ordu’da 25 yıldır yayın yapan 52 TV, Altınordu Belediyesi Zabıta ekipleri tarafından mühürlendi. İşlemin, binadaki son iki katta imar ve yangın talimatı eksiklikleri olduğu gerekçesiyle yapıldığı bildirildi. 52 TV’nin kapısına imar gerekçesiyle mühür vurulmasındaki asıl nedenin, kanalın, ildeki kamu kurum ve kuruşlarında yaşanan yolsuzluklara ilişkin yaptığı haberleri engelleme amacı olduğu iddia edildi.

(12 Mart 2018)

-Diyanet’in günah keçisi de medya

İslam dini ile ilgili aralarında ilahiyatçıların da yer aldığı kişilerin yorumlarının, kamuoyundan tepki çekmesi üzerine 81 il müftüsünün katılımıyla yapılan toplantı sonrası açıklanan bildiride, medyaya yönelik eleştiriler dikkat çekti. Bildiride, “Toplumsal olarak yaşadığımız sorunların yaygınlaşmasında, medyada zaman zaman müşahede edilen ve olumsuzlukları sıradanlaştıran, mahremiyeti hiçe sayan, şiddete teşvik eden, özensiz yayınların önemli bir etkisinin olduğunu aşikârdır” denildi.

(17 Mart 2018)

-‘Avlu’ dizisi yayına girmeden Adalet Bakanlığı sansürlenmesini istedi

Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’na (RTÜK) bir yazı göndererek, Star Tv’de 29 Mart 2018 tarihinde ilk bölümü yayınlanacağı duyurulan ‘Avlu’ isimli dizinin, cezaevi personelinin ‘işkenceci’, kurumların ‘işkence merkezi’ olarak gösterildiğini, bunun bazı terör örgütlerinin amaçlarına hizmet edeceğini iddia ederek “dizi yayımlanmadan gerekli tedbirlerin alınmasını” istedi. (18 Mart 2018)

-RTÜK’e internette sansür yetkisi Meclis’ten geçti

İnternet üzerinden televizyon ve radyo yayını yapılmasını, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ile Emniyet Genel Müdürlüğü’nün ardından Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) da iznini bağlayan yasa düzenlemesi Meclis’ten geçti. Yeni düzenlemeye göre internette yapılan görüntülü ve sesli, haber içerenler de dahil tüm yayınlar RTÜK tarafından denetlenecek. RTÜK’ün internet üzerindeki denetimi, daha önce çıkarılan OHAL KHK’si uyarınca, “genel ahlakın” yanı sıra “terörü övmek, teşvik etmek, terör örgütlerini güçlü veya haklı göstermek; terör eylemini, faillerini ve mağdurlarını terörün amaçlarına hizmet edecek sonuçlar doğuracak şekilde sunmak” ilkelerini de kapsadı. RTÜK içeriğin çıkarılması veya internet sitesinin tümünün erişimine engel konulmasına ilişkin kararı Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na (BTK) gönderecek. BTK öncelikle denetimden geçemeyen içeriğin çıkarılmasına karar verecek ancak bu karara direnilmesi durumunda sadece BTK başkanı tarafından sitenin yasaklanmasına ve 50 bin TL’den 500 bin TL’ye kadar para cezası kesilmesine karar verilebilecek.

(22 Mart 2018)

-Başbakan Yardımcısı Işık, internet sansürünü savundu

Başbakan Yardımcısı Fikri Işık, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) internet üzerinde denetimini öngören yasayı, sigara ve içkinin buzlanmasına indirgeyerek savundu. Işık, “Sigara ve içkiyi buzluyorsanız internette de bunu yapın. Televizyonda yaparım ama internette yapamam anlayışına izin vermemiz mümkün değil” dedi.

(26 Mart 2018)

-Özgürlükçü Demokrasi’ye baskın ve kayyum ataması

Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin Beyoğlu’ndaki binası ile basımının yapıldığı Gün Matbaacılık gece saat 03.00 sıralarında polis tarafından basıldı. Gazete imtiyaz sahibi ile matbaa sahibinin de aralarında bulunduğu 27 kişi gözaltına alındı. Gazetenin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilerek kayyum atandığı bildirildi.

Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü İshak Yasul da avukatıyla gittiği Vatan Caddesi’nde bulunan İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde hakkında yakalama kararı olduğu gerekçesiyle gözaltına alındı. (28, 30 Mart 2018)

-Rojnameya Welat fotokopiyle çıktı

Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin basıldığı matbaaya el konulması Türkiye’de Kürtçe yayımlanan tek gazete olan Rojnameya Welat gazetesinin de basılamamasına neden oldu. Gazete yönetimi başka matbaalara başvurdu ancak hiçbir yer gazeteyi basmadı. Bunun üzerine gazete fotokopiyle çoğaltılarak dağıtıldı. Welat gazetesi İmtiyaz Sahibi Zeynel Bulut, tepki olarak basılı yayına son vererek, dijitalde yayına devam edeceklerini açıkladı. (30 Mart 2018)”

SANSÜR DIŞI MÜDAHALELER

-Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, basın özgürlüğüne baskıyı savundu

Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesi öncesinde yaptığı açıklamada, Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğüne yönelik baskılar nedeniyle eleştirilerde bulundu. Macron’un açıklamaları üzerine Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Türkiye’nin PKK, DEAŞ ve FETÖ ile mücadele ettiğini ifade ederek, ‘bazı çevreler’in Türkiye’nin gerçeklerini daha iyi anlaması gerektiğini savundu ve basına yönelik baskıları normal göstermeye çalıştı. (4 Ocak 2018)

 

-Erdoğan, sorusunu beğenmediği Fransız gazeteci ile polemiğe girdi

Fransa ziyareti sırasında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile basın toplantısı düzenleyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Fransız gazeteci Laurent Richard’ın, “Terörle mücadelede size güvenilir mi? Suriye’de savaşan gruplara silah göndermediniz mi? Türkiye, Suriye’ye TIR’larla silah gönderdi. Pişman mısınız?” sorusuna tepki gösterdi ve “FETÖ ağzıyla konuşuyorsun” dedi. Erdoğan’a “Bir gazeteci gibi konuşuyorum” diye yanıt veren Fransız gazeteci Richard, toplantısı sonrası yaptığı açıklamada, “Bugün sadece artık Türk gazetecilerin Erdoğan’a sormadığı soruları sormayı denedim” dedi.

Öte yandan Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF),  Fransa’da, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı protesto etmek için bir eylem yaptı. Eylem sırasında Türkiye’de cezaevinde bulunan gazetecilerin posterleri taşındı. (5 Ocak 2018)

 

-Adalet Bakanlığı, tutuklu gazeteciler için aynı savunma

Türkiye’de tutuklu bulunan bazı gazetecilerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yaptığı başvurular üzerine AİHM’in savunma talebine Adalet Bakanlığı’ndan bilindik yanıtlar verilmeye devam edildi. Adalet Bakanlığı, Cumhuriyet gazetesine yönelik dava kapsamında bir süre tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakılan Turhan Günay’ın başvurusu için de yolladığı savunmada da “Gazetecilikten tutuklu değiller” görüşünü aktardı. (8 Ocak 2018)

 

-Erdoğan, ‘10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ mesajında da basını eleştirdi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü nedeniyle yayınladığı mesajda, “Gazetecilik sadece haber aktarmak değil aynı zamanda yorum yapmaktır; fakat maalesef fikir özgürlüğü konusundaki hassasiyetimizi istismar eden bazıları, dezenformasyon yaparak manipülatif haberlerle milletimizin kardeşliğini, devletimizin bütünlüğünü bozmaya çalışıyor. Geçmişte Türkiye vesayet odaklarından, onların medya aracılığıyla demokrasiyi, hukuku, seçilmiş hükümetleri baskı altına alma çabalarından çok çekmiştir” dedi. (9 Ocak 2018)

 

-Başbakan Yıldırım’ın, tutuklu gazeteciler sorusuna yanıtı

Münih Güvenlik Konferansı’na katılarak soruları yanıtlayan Başbakan Binali Yıldırım, “Deniz Yücel’in serbest bırakılmasına karşın 150’den fazla gazeteci Türk hapishanelerinde ve hüküm bile yok haklarında henüz. Eğer Türkiye olarak hukukun üstünlüğü olan ülkelerle iyi ilişkiler istiyorsanız buna önem vermeniz gerekmiyor mu?” şeklindeki soruya, “Türkiye bir hukuk devletidir, Almanya ve ABD gibi. Kimsenin bir başka ülkenin hukuk devletini sorgulama hakkı yoktur. Eğer süreçler yavaşsa, yasal düzenlemelerle süreç hızlandırılabilir. Meclis’in görevi bu” dedi.

 

GÜNDEM - 14:50 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.